44 yıllık dünya yolculuğumda en önemli ve aslında tek arayışımın kim olduğum arayışı olduğunu fark ettim. Ben kimim? Neden dünyadayım? Neden bu aile? Neden bu coğrafya? Yasam amacı nedir ve benim yasam amacım ne? Bu sorular sitem içeren sorular değil. Gerçek bir merakla sorulmuş sorular. Şems_i Tebrizi şöyle der; Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten ' ne yapalım kaderimiz böyle' deyip boyun bükmek, cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamı değil, sadece yol ayrımlarını belirler. Güzergah bellidir ama, tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatın hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin. Hayatta insan pek çok sorunla karşılaşıyor. Kendini kurban görmek sadece kolaycılık. Önemli olan hayat karşısında çaresiz olmadığını farkedip üzerine düşeni yapmak. Sorunları sorgulayıp bir bir çözmek. İşte çözmeye olan hevesim, inancım ve gayretim beni Ümit' e götürdü.
Pek çok rehberle pek çok sorunumu çözdüm ama ne sorunlar biter ne de çözümler. Ümit'le birlikte gölgelerimi keşfettim. Bazıları canımı sıktı. Örneğin ikili ilişkilerde karşıma çıkan edilgen, çekingen, ürkek diye tarif edeceğim davranış kalıplarındaki erkekler neden karşıma çıkıyor diye sorguladım. Onların bu yönlerine adeta gıcık oldum. Sonra farkettim ki bana göstermeye çalıştıkları şey doğamda olan bu özellikleri reddedişimdi. Edilgen, çekingen, ürkek olmak zayıflık gibi görünüyordu bana. Güçlü olmak zihinsel ve fiziksel olarak sürekli eylemde olmak, korkusuz olmak demekti. Yerine göre edilgen olmanın gerekli olduğunu, bazen çekingen olmaya hakkım olduğunu ve hatta ürkek olmanın da zayıflık olmadığını keşfettim. İnsanın her duyguyu hissetmeye hakkı vardır. Önemli olan bu duyguları bilinç koyarak kendimin ve bütünün hayrına işlemek ve eyleme dönüştürmekti. Bazı şeyler anlatılamaz deneyimlenir. Kendimizi ve bizi bize anlatan insan ve olayları anlamadan yola devam edemeyiz. İşte Ümit bana kendimi bulmam, alamam için gerekli olan kritik soruları sordu. Kendime nasıl soru soracağımı öğretti. Doğru soruyu sorduğunda ve kendine karşı dürüst olduğunda cevaplar muhakkak doğru oluyor. Önce insan kendi cevaplarından rahatsız oluyor, sonra kabul ediyor. Sonrasında bir ferahlama ve huzur geliyor. Kahraman olmanı, kendi sorularını sorup cesurca cevaplamanı ve aydınlatıcı müthiş cevaplarınla yola devam etmeni dilerim.
Ümit 'in atölyeleri sayesinde pek çok çıkmaz sokak yeni çıkışlara açıldı. Dilerim sen de kim olduğunu, yolunu, sorularını ve cevaplarını tıpkı benim bulduğum gibi Ümit' in rehberliğinde bulursun.
— Elif Durucan
(Arketipsel Semboloji Atölyesi ve Gölge Çalışmasına katıldı)
Görünmeyeni Görmek: Jung Atölyelerinin Arkasındaki Yol
Mayıs 2023'te "Kahramanın Sonsuz Yolculuğu: Arketipsel Semboloji" atölyesine katılarak Jung analitik psikoloji kuramının kapılarını araladım. Kapının ardında keşfedilmeyi bekleyen sırlar, sorular ve iç dünyanın renkli karmaşası beni adeta büyüledi! Böylece bu atölye çalışmasını "Grup ile Gölge Çalışması" ve "İçe Yolculuk" atölyeleri izledi.
Deneyimlerime gelince; öncelikle şunu söylemeliyim ki altı ay boyunca haftada bir buluştuğumuz bu atölyelerin başlarında, kendimi "çıplak" gibi hissettiğim anlar oldu. Zira tanımadığım insanların karşısındaydım ve bu yer, belki de kendimizin bile ilk kez duyacağı, daha önce hiç dile getirilmemiş şeylerin aniden paylaşıldığı bir yer olabiliyordu. Üstelik dilimin ucuna yerleşen "derste hoca var" hissinin yarattığı kekremsi tat her cümlemde bana eşlik ediyordu. Şimdi bu tadın otoriteye olan kompleksimin bir ifadesi olduğunu biliyorum.
Ayrıca başlangıçta yüzme bilmeden denizaltına dalıyormuş gibi hissediyordum. Bu korkuyla iç içe geçmiş heyecan ve adım atma arzusunun eşsiz karışımını biliyordum! Bir keresinde eğitmen eşliğinde denizaltına dalmıştım ve yüzme de bilmiyordum. Eğitmenin elini ne kadar güçlü sıktığımı, nadiren bıraktığımı hatırlıyorum. "Tüp başlığını ağzında sıkmana gerek yok" uyarısına rağmen dişlerimi öyle sıkmışım ki üç gün ağrısı geçmemişti. İşte Ümit’in eğitimlerinde de böyle olacağını varsaydım; ancak bu sefer farklı bir deneyim yaşadım.
Ümit, katılımcıların ellerinden tutuyor, ancak elini sıkı sıkıya tutmana izin vermiyor. Niyeti kurtarıcı olmak değil, sadece sana yola kadar refakat etmek. Bu nedenle nazikçe elinden tutuyor ve seni kendinden biraz uzaklaştırarak, adeta her ders kendine uzaktan bakabileceğin bir gezintiye çıkarıyor.
Her eğitimde, kendine biraz daha uzaktan bakabilme yeteneğini sana kazandırıyor. Sonunda, öyle bir uzaklıkla bakmaya başlıyorsun ki kendine, insanlar arasındaki farklılıklardan ziyade benzerliklere odaklanmaya başlıyorsun. Buna "Aynalama" diyorlar... Benim için ise her karşılaştığın kişide kendini bulma oyunu. Bu oyunun biraz sancılı olduğunu kabul etmeliyim. Oysa, oyun kelimesi neşenin bir türü gibi gelir insana. Ama peki ya, kendinde gördüklerin, başkalarında "kusur" olarak etiketlediklerinse? Orta yaşa kadar uzanan yaşantında, onlarca hatta yüzlerce deneyimden sonra üstüne “tik” attıkların, kendinden "son derece emin olduğun" şeylerse… Sanırım “aynalama” tam da burada başlıyor. Bunları kendinde görebilme cesaretini gösterdiğin ve kendinle yüzleşmeye başladığın an, aynalama yöntemi de yol gösterici olmaya başlıyor.
Öyle ki hayatını "iyi" bir insan olarak inşa etmiş bir ben vardım. Şimdi ise terazinin neden iyilikten yana eğildiğini, "iyilik" kavramının derin anlamını sorgulayan bir Bilge, kendisine uzaktan bakıyordu. Şaşkınlık içindeydim! Özellikle, yıllarca soyunduğum "kurtarıcı" rolünün, aynı tadı bırakan ilk hikayemin birebir yenilenen bir versiyonu olduğunu, iliklerime kadar hissettiğim anın şaşırtıcılığı sarsıcıydı!
Grup ile Gölge Çalışması Atölyesi'nin içeriği, planı ve interaktif atmosferi o kadar ustalıkla kurgulanmıştı ki, katılımcıları ego planının altına indirebilecek bir etki yaratıyordu. Kabul etmeliyim ki, bu deneyim beni derinden sarsti ve hayatımda bir dönüm noktası oldu. Ümit, gruptakilerin bu tür sarsılmalarını, kafa karışıklıklarını ve korkularını hemen fark ediyor. Her seferinde bizi hislerimizi bir kez daha sorgulamaya davet ediyor. Amacın bilinçdışının bizi yutmasına izin vermeden oranın zenginliğiyle sentezlenmek olduğunu tekrar tekrar anlatıyor.
Eğitimlerin sonuna yaklaştıkça konularımız anima-animus, kendilik ve bireyselleşmeye evriliyor. Ümit, bizi yolculuğa çıkardığı derslerin birinde sanki eliyle tepenin yamacını işaret ediyor. Harika bir manzara: yemyeşil bir tepe, tepenin üstünde gökyüzüne uzanan yemyeşil bir ağaç, tümüyle rengarenk kurdelelerle süslü. İşte karşımızda bir dilek ağacı! Ağacı göstererek, "Bu ağacın altında soluklanacağız" diyor. Artık gezintilerimizde elimizden tutmasına gerek yok. Ben de bir süredir elini bıraktığımı fark ediyorum, sohbet ederek yamacı çıkıyoruz. Her atölye çalışması, bizi "kendimize" karşı "kendiliğimizi" seçmeye teşvik ediyor ve böylece dilek ağacına ulaşıyoruz, renk renk kurdalelerin altına oturuyoruz.
İşte o dilek ağacının altında otururken kendime uzaktan bakıyor ve şöyle sesleniyorum: "Senden razıyım Bilge! Bizi bu yaşlara getirdin, güzel de getirdin! Şükürler olsun! Şimdi bayrağı devralma sırası bende... Çünkü yolun bundan sonraki kısmı kahramanın sonsuz yolculuğu olacak... Bu, birlikte çözme-çözülme, birlikte yoğrulma ve yeniden bağlanma; birbirine karışarak 'bizden' ben; 'ikiden' bir yaratma yolculuğu.”
Bu sırada Ümit yolun uzunluğundan bahsediyor sık sık. Hayatın aslında yolun ve kahramanın yolculuğunun ta kendisi olduğunu anlatıyor. Bir gün içinde verdiğiniz kararlardan tutun da son nefesinize kadar olan en mikro ve makro ölçeğe kadar, yani her şey maceraya bir çağrı... Değişim, dönüşüm, evrim ya da yaratılış her an devam ediyor. "Oldum" demek, gerçekten anlamlandırılması gereken uzun soluklu bir yolculukta yanıltıcı olabilir. Ümit, derin bir anlayışla, "aman dikkat" diye uyarıda bulunuyor ve bu uyarıya kulak veren her bir Joker'ın, katıldığı bu büyük macerada birer kahraman olduklarını vurguluyor.
Dilek ağacının altındaki sohbetimizin sonuna yaklaşıyoruz, güneş yavaşça batıyor. Zamanın kısıtlı olduğunu bilmek, içimizde hafif bir telaş yaratıyor önce. Adeta Joker'ın keşişin yanındaki son günleri gibi, biz de dilek ağacı altındaki sohbetimizin sonundayız. Yol uzun, çıkınım sayende güçlü desteklerle dolu. Gece karanlığına karışma vakti geldi, içimi bir huzur kaplıyor, artık yeni maceram için dengede ve hazır hissediyorum kendimi. Yolun daha başındayım biliyorum, hayata her zamanki güvenimle adım atıyorum, ancak bu sefer farklı bir bakış açısı ve içsel bir hazırlıkla. Joker olarak başladığım atölye çalışmasından, yeni bir "The Joker" olarak ayrılıyorum...
Yolumun bundan sonrası, gölgemi ve arketipleri daha yakından tanımakla, kompleksleri çözmekle, savunma mekanizmalarını ayıklamakla geçecek... Görünenin ardına bakmak, kendi atom parçacıklarının izini sürmek, yaralarını fark etmek ve onları bir ebeveyn sevgisiyle yeniden sarıp sarmalayıp iyileştirmek. Bahar temizliğine girişir gibi... Bu yolda "kendimle hasbıhali" elden bırakmamak temel mottom oldu zira hilebaz çağımızın imparatoru gibi ve bende de entelektüel sos ile barındırılmış haliyle maalesef mevcut. Yolda olma, yolda öğrenme, yolda dönüşme… Hep Joker'den kahramana uzanan bireyselleşme yolculuğu, içsel derinliklere doğru yapılan keşif ve "kendiliğin" ortaya çıkışı!
Bu muazzam serüvenin içinde, senden sayısız şey öğrendim ve notlarıma her baktığımda da öğrenmeye devam edeceğim. Bireyselleşme yolculuğumda sunduğun rehberlik için çok teşekkür ederim! İyi ki varsın...
Bilge Coban
12.11.2023
London
— Bilge Çoban
(İçe Bakış Uyanış ve Arketipsel Semboloji Atölyelerine katıldı)